5 Aralık 2017 Salı

Yapay Zekanın Geleceğe Etkileri

Teknolojinin gelişmesi ile birçok alanda “daha fazlayı daha az ile yapma” durumuna geldik. Sanayide, servis sektöründe ve hatta özel hayatlarımızda gelişen teknolojilerden faydalanıyoruz. Önümüzdeki senelerde teknolojik gelişmeler katlanarak artacak. Teknolojik gelişmeler, önce ekonomik sonra da sırasıyla politik ve sosyal hayatımızı etkileyecek. Öyle ki, önümüzdeki 30 yıl içerisinde, geçmiş 1000 yılda yaşanan değişikliklerden daha çok değişiklik olacak. Söz konusu değişikliklerin en önemli itici gücü ise yapay zeka olacak.

Yapay zekayı, büyük veri kullanarak, düşünce, algı ve aksiyonların makinalar üzerinde modellenmesi olarak tanımlıyoruz. Bir başka deyişle yapay zeka, bilgisayarların çeşitli faaliyetleri “zeki” canlılara benzer şekilde harekete geçirmesi ve karmaşık problemlere insanlar gibi çözüm üretebilmesini sağlayan bilim dalı. Aslında, yapay zeka uzun süredir hayatımızın içerisinde. Google gibi arama motorları ve Apple’ın Siri’si günlük hayatta kullandığımız yapay zeka örnekleri.

Fütüristik öngörüleri ile meşhur Ray Kurzweil’e göre 35 yıl sonraki küçük bilgisayarlar bile tüm insanların toplam zekasından daha “zeki” olacak. IBM, Google, Amazon, Apple, Microsoft, Toyota, Facebook, Tesla ve SalesForce gibi dev teknoloji şirketleri yapay zeka sistemleri geliştirmeye milyarlarca dolar harcıyorlar.

Yapay zekanın hızla gelişmesinin doğuracağı sonuçları daha tam olarak kimse tahmin edemiyor. Kafamızda cevaplayamadığımız çok sayıda soru oluşuyor; Yapay zeka hayatımızda neleri kolaylaştıracak? Hangi işleri insanlar yerine yapay zekalı robotlar yapacak? Yapay zeka işsizliğe mi sebep olacak? Yoksa, Stephen Hawking’in dediği gibi insanlığın sonunu mu getirecek?

Öngörülen Değişiklikler

Yapay zekanın sebep olacağı bir gerçek var; Halen insanlar tarafından yapılan ve öngörülebilir olan işlerin hepsi bilgisayarlar tarafından yapacak. Oxford Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, yapay zekanın gelişmesi ile 15-20 yıl içerisinde Amerika’daki işlerin %50’si yok olacak.

Farklı sektörlerden bazıları hayata geçmiş olan birkaç örnek verelim;

Sağlık

- Hastalar semptomlarını telefonun diğer ucundaki yapay zekaya anlatacak, kameralarını kullanarak yapay zekanın görmek istediği yerleri gösterecekler. Yapay zekalı sistem de hastalara bir ağrı kesici almayı önerecek ya da en yakın zamanda bir doktora görünmelerini tavsiye edecek.

- Yapay zeka tıbbi görüntüleri okuyacak ve yorumlayacak. Böylece doktorların işlerini hızlandıracak ve kolaylaştıracak.

- Yapay zeka, veriyi kullanarak doktorlara hastalık teşhisinde yardım edecek. Hastada semptomlara yol açan yüzlerce sebep olabilir. En iyi doktorun bile her şeyi hatırlaması mümkün değil.

Eğitim

- Öğrenciler dersleri yapay zeka ile yapacaklar. Yapay zeka öğrencileri çok iyi tanıyabilecek, öğrenme durumlarını takip edecek, öğrencilere uygun hızda ve konularda ilerleyecekler. Eğitim gerçek anlamda kişiselleştirilecek.

Finans

- Borsacılar, hisse senedi alım–satım gibi finansal yatırım kararlarını yapay zekaya devredecekler.

- Bankalarda (ve benzer sektörlerde) arka ofis çalışanlarının işlerini robotlar yapacak. Bugün Bloomberg firması, halka açık firmaların finansal raporlarını robotlara yazdırıyor.

Ulaşım

- Sürücüsüz (yapay zeka ile çalışan) otomobiller ile kamyon, otobüs, minibüs, dolmuş şoförlerine ihtiyaç kalmayacak. Türkiye’de en az 4 milyon kamyon ve tır şoförü mevcut.

Eğlence

- Seyahat acentaları gibi araştırma ve seçenek sunmaya dayalı servis sektörleri yok olacak. Bu tür işleri yapay zeka yapacak.

Diğer

- Garsonluk, ofis yöneticiliği, temizlikçilik, araştırmacılık gibi meslekler yapay zeka tarafından yapılacak. Örneğin, toplantılarımızı yapay zeka da dinleyecek ve işimize yarayabilecek bilgileri, internette yaptığı araştırmalar ile önümüze koyacak.

Öngörülen Değişikliklerin Doğuracağı Sonuçlar

Yukarıda belirttiğim değişikliklerin sonucunda işsizlik artacağı için, yapay zeka birçok kişide korku ve tedirginlik yaratıyor. Ancak yapay zekanın doğurduğu sonuçlar insanlar için kısa vadede olumsuz olarak algılansa da, uzun vadede durum tam tersi.

Dünya’da belirli işler kaybolurken, yeni işlerin hayatımıza girmesi yeni bir olgu değil. Amerika’daki benzin istasyonları buna güzel bir örnek. 1960’larda Amerika’daki benzin istasyonlarının tamamında insanlar çalışırken, 1980’lerin sonunda istasyonların %80’i, bugün ise neredeyse tamamı self-servis. İlk etapta benzin istasyonlarında çalışan insanlar işlerini kaybetmiş olsalar dahi, otomasyonun gelmesi ile beraber birçok yeni ve daha iyi iş imkanı yaratıldı. Benzin istasyonları self-servise geçtikçe, istasyonlardaki yakıt dağıtıcı makinaları yapan firmaların sayısı arttı, söz konusu firmaların sayısı arttıkça bu firmalarda işe alım ihtiyacı arttı. Ayrıca, benzin istasyonunda personel masrafı azalan istasyon sahipleri istasyonlarına marketler açtılar, burada işe alım ihtiyacı oluştu. Sonuç olarak benzin istasyonlarında çalışan insanlar işsiz kaldı, ancak kaybettikleri işler yerine yeni ve daha iyi iş imkanları doğdu.

100 yıl önce yaptığımız işler ve öne çıkan meslekler 50 yıl öncekiler ile aynı değil. Aynı şekilde 50 yıl önce yaptığımız işler de bugünküler ile aynı değil. Hiçbirimizin anneannesi veya dedesi Arama Motoru Optimizasyonu Uzmanı, Veri Analisti gibi mesleklere sahip değildi. Ancak günümüzde bunlar önemli ve kazancı iyi olan meslekler.

Sonuç olarak yapay zekanın gelişmesi ile yepyeni meslekler doğacak ve yapay zeka insanların kendilerine uygun işleri bulmalarını kolaylaştıracak. Bu yeni işler öngörülürlüğü az, rutin olmayan işler olacak. Kimse sizi “çok şey biliyor” diye işe almayacak. Bilginin önemi azalırken, bilgiyi uygulama kabiliyetinin önemi artacak.

Yapay zekanın doğurabileceği bir başka sonuç insanların çalışmasına daha az ihtiyaç olması olabilir. Böyle bir durumda sorun politik olacak. Artan gelirin insanlar arasında, hatta ülkeler arasında paylaştırılması gerekecek. Belki de işi olmayanlara garantili gelir dağıtılacak…

Sonuçta, yapay zekanın doğuracağı bazı sonuçları bugünden bilmemiz mümkün değil. Ancak emin olduğumuz bir konu var: Yapay zeka hâlâ çaresini bulamadığımız birçok problemi çözmemize yardımcı olacak, söz konusu süreçleri hızlandıracak. Yapay zeka ile beraber çalışarak kanseri, Parkinson hastalığını, küresel ısınmayı, fakirliği yenecek, her konuda daha bilinçli karar verecek, savaşları engelleyebileceğiz. Yapay zeka önümüzdeki 30 yıl içerisinde yaşayacağımız değişimlerin en önemli itici gücü olacak.

30 Kasım 2017 Perşembe

Teknoloji nereye gidiyor?

Teknoloji araştırma şirketi Gartner’ın hazırladığı Yeni Teknolojiler İçin Beklenti Döngüsü raporu üç ana teknolojiye odaklanıyor: yapay zeka, şeffaf ve çevreleyen deneyimler, dijital platformlar. Şirket mimarları ve teknoloji inovasyon liderlerinin bu üç mega trendi anlaması ve önümüzdeki 10 yıl içinde şirketlerinin bu trendlerden nasıl etkileneceğini bilmesi gerekiyor. Beklenti Döngüsü (Hype Cycle), yüksek derecede rekabet avantajı sağlama potansiyeli bulunan teknolojilere yoğunlaşıyor.

Her yerde yapay zeka

Sadece yapay zeka kullanan otonom araçların yaratacağı etkiyi düşündüğümüzde bile bu teknolojinin hayatımıza ne kadar etki edeceğini anlamak mümkün. Otonom araçlar sayesinde kazalar azaltılabilir, trafik hızlandırılabilir hatta insanlar ulaşım sürelerini de kendilerine ayırabileceği için şehir merkezinde yaşama talebi azalacağından şehirleşme yavaşlayabilir. Araştırma Yöneticisi Mike J. Walker “Otonom araç teknolojisi, paylaşım ekonomisi gibi diğer ekonomik trendlerle bir araya geldiğinde, sektörleri kökten değiştirebilen yeni ve farklı iş tasarımlarıyla karşılaşıyoruz. Uber bunun en büyük örneği. Tek bir şirket, özel araçlarla dolu bir sektörü tamamen değiştiriyor.” diyor.

Medya otonom araçlarla ilgili haberler yapmaya devam ediyor ancak yapay zekanın hayatımıza etki alanı bununla sınırlı kalmayacak. Makine öğrenimi algoritmalarının gelişimiyle birlikte hayatımızın pek çok alanı daha önce hiç olmadığı kadar değişecek. Algılama, görüntüleme ve haritalama gibi alanlarda yaşanan gelişmeler, makine öğreniminin gelişimini de hızlandırıyor. Burada en ciddi engeller ise maliyetin yüksek olması ve bu işlemlerin karmaşıklığı.

Walker yapay zekanın önümüzdeki 10 yıl içinde en fazla değişikliğe yol açacak teknoloji olduğunu söylüyor. Pek çok farklı alanda, veri toplama araçlarının da artması ile artık insanların bu verileri işlemesi imkansız hale gelmeye başladı. Bu sebeple büyük veri toplama, inceleme ve çıkarımlarda bulunma gibi konularda yapay zekanın yardımına ihtiyacımız var. İhtiyacın karşılanması için pek çok araştırmacı yapay zeka uygulamalarını geliştirmek için çabalıyor. Tüm bu gelişmelerin sonucunda yapay zeka, insanların yaptığı pek çok işi yapabilir konuma gelecek. Bu da değişimin sadece teknolojik değil, toplumsal bir yönü de olacağına işaret ediyor. Çünkü pek çok kişi işini yapay zekalı robotlara kaptıracak.

Şeffaf ve çevreleyen deneyimler

Bu yıl Facebook’un F8 konferansında şirket ‘Kamera Efektleri Platformu’nu tanıttı. Bu platform artırılmış gerçeklik ile sosyal medyayı bir araya getirmeyi amaçlıyor. Bunun üzerine artırılmış gerçekliğin tüketiciler için kullanım alanları göz önünde bulundurulmaya başlandı. Ancak sanal görüntüleri gerçek dünyadaki nesnelerin üzerine yansıtan teknolojinin sadece tüketici ürünleri alanında değil, endüstriyel alanda da çok geniş kullanım alanları bulunabilir. Örneğin çalışanlar bir ürünün montajı için ayrı bir ekrana ya da basılı bir şemaya bakmak yerine yönergeleri direkt ürünün üzerine yansıtarak çalışabilir. Şirketlerin bu tarz uygulamaları göz önünde bulundurup gelecek yıllar için bir artırılmış gerçeklik stratejisi geliştirmesi gerekiyor.

Şeffaf ve çevreleyen deneyimler söz konusu olduğunda teknoloji daima insanlar, şirketler ve ürünler arasında bir şeffaflığı da beraberinde getiriyor. Teknoloji daha uyarlanabilir, bağlamsal ve akıcı hale geldikçe, daha fazla insan merkezli bir hal alacak. Ayrıca artırılmış gerçekliğin yanı sıra şirketlerin dijital çalışma alanları, internete bağlı evler, sanal gerçeklik ve 4 boyutlu baskı gibi alanlara da göz atması gerekli.

Dijital Platformlar

Bitcoin ve Ethereum’un sürekli haberlere konu olmasıyla birlikte blok zinciri teknolojisinin yaygınlaşmasına çok az kaldığı düşünülebilir. Ancak bu alandaki çoğu girişim henüz alfa ya da beta aşamasında. Şirketler hala bu teknolojiyi nasıl kullanabileceğini anlamaya çalışıyor ancak ortada yeterince kanıtlanmış başarılı kullanım yöntemleri olmaması ve Bitcoin’in değerindeki sık dalgalanmalar bu teknolojinin güvenilirliği konusunda endişe yaratıyor. Uzun dönemde ise Gartner bu teknolojinin endüstrileri kökten değiştirebileceğine inanıyor. 

Blok zincirinin ‘izinsiz halka açık cüzdanlar’ ve ‘izinli halka açık cüzdanlar’ olmak üzere iki türü bulunuyor. Şirketlerin izinli cüzdanlara odaklanması öneriliyor. İzinli halka açık cüzdanlar yine erişim kontrolü konusunda belirli kurallara göre çalışsa da bir topluluk oluşturma imkanı da sunuyor. Ticari para aktarımları için ise şirketlerin Bitcoin gibi izinsiz halka açık cüzdanlara yönelmesi gerekiyor. Bu sistem bilinmeyen ya da güvenilmeyen kullanıcıların da cüzdana erişmesine izin veriyor.

Dijital işletmeler artık bireysel iş girişimlerinden ziyade birbiriyle bağlantılı ekosistemler halini aldıkça, teknoloji de ekosistem oluşumuna izin veren platformlara doğru evriliyor. İşletmelerin platform tabanlı iş modellerini nasıl oluşturacağını ve bu hamle için hangi teknolojilere ihtiyaç duyulduğunu öğrenmesi gerekiyor. Bu alanda işe yarayacak diğer teknolojiler: 5G, dijital ikizler, şeylerin interneti platformları ve kuantum bilgisayarlar.

28 Kasım 2017 Salı

Daha az şeye sahip olarak hayatınızı değiştirmek ve dünyayı kurtarmak için 4 neden

Hayatlarımız inanılmaz derecede karışık. Bu artık ne yazık ki modern toplumun bir gerçeği, çünkü günlük görevlerimiz tek değil ve yapmamız gereken şeyler basitlikten çok uzak. Sabah kalktığımız andan itibaren bir dizi seçenek ve zorlukla karşı karşıya kalıyoruz. Banyo dolabımızı açtığımızda şampuanlar, tıraş jelleri, kremlerden oluşan kalabalığı incelememiz gerekiyor. Öyle bir kültürde yaşıyoruz ki, aynı temel amaca hizmet eden 10 farklı ürüne ihtiyacımız olduğunu düşünmemizi sağlıyor.

Elektronik eşyalar, kıyafetler, arabalar… Her şeyin en iyisini satın almamıza neden olan sahip olma isteği, ihtiyacımız olandan çok fazla ıvır zıvırla dolu bir hayat yaşamamıza neden oluyor. Hayatlarımızı daha iyi yapabilmek için bu eşyaları satın aldığımızı düşünüyoruz, ama aslında o eşyalara sahip olabilmek için yaşıyoruz.

Çok fazla şeye sahip olmak yalnızca fiziksel bir yığılmaya neden olmaz, aynı zamanda zihinsel ve duygusal bir daralmaya da neden olur. Araştırmalar aşırı dağınıklığın odaklanmayı ve bilgiyi işleme becerimizi azalttığını, hatta stres ve kaygı düzeylerimizin artmasına neden olduğunu gösteriyor. Peki, çok fazla şeye sahip olmanın bu olumsuz sonuçlarından nasıl kaçınabiliriz? Daha azıyla yaşayabilmeyi öğrenerek...

Sade bir hayat, eşyalarımızı feda etmek ya da vermek değildir. Tam tersine eşyalarımızın verimliliğini üst düzeye çıkartır ve şişmanlamış yaşamımızı fazla yağlarından kurtarır. Bu, bir şeyi satın almadan önce sahip olma dürtümüze ket vurmak, o ürünün kısa vadeli değerini hesaplamak, “Ona yer açabilmek için ya da sonrasında elden çıkarabilmek için gösterdiğim çabaya değer mi” diye kendimize sormak anlamına geliyor.

Yapmış olduğumuz tercihlerin bizim, hayvanların ve çevre üzerindeki istenmeyen sonuçlarının bilincinde olursak, ister istemez daha az yemeye, daha az eşya kullanmaya ve daha az şeye ihtiyaç duymaya başlarız. AVM’ye bir sonraki gidişinizde “acaba yeni ne var?” diye düşünme dürtüsünden uzak durmak sizin için biraz zor olabilir, ama inanın sade bir yaşamın şaşırtıcı birçok faydasını göreceksiniz.

1-Stresi azaltır 

Kendimize sunduğumuz aşırı seçenekler, onları çok fazla düşünmemize neden oluyor. Sebzeleri doğramak için 8 farklı aletimiz var, işe giderken giyebileceğimiz ekoseli 27 gömleğimiz var. Hangi mayonun ya da takının bizi tam olarak yansıtacağını öğrenmek için çok fazla vakit ve nakit harcıyoruz. Bütün bunlar, umutsuzca sürdürdüğümüz tüketim ve onlar için ödeme yapmak hem bize, hem diğerlerine hem de tüm doğaya stres kaynağı oluyor. Oysa yaşamımız sadeleştikçe, bu beyaz gürültü de azalacaktır.

2-Kendinizin farkına varırsınız

Neye ihtiyacımız olduğuna, sahip olduklarımızla kıyaslayarak karar verirsek kendimizden ve kararlarımızdan daha çok emin oluruz. Kendimize güvenimiz artar, çılgınca tüketimden kaynaklanan hüsranlardan uzak durmuş oluruz. Daha az yeriz. Daha az kullanırız. Daha azına ihtiyacımız varsa, daha az harcarız. Dahası yaşamımızla ilgili bu unsurları sürekli değerlendirip buna göre ayarlamalar yapmamız, başkaları ve gezegenimiz için de biraz alan açmamıza ve daha mutlu, daha temiz bir dünya yaratmamıza hizmet eder.

3-Bizim için de gezegenimiz için de daha az maliyetlidir

Açıkçası yalın bir yaşam, ihtiyacımız olmayan şeylere daha az para harcamak demektir. Bu, çoğumuzun hissettiği ekonomik baskının azalacağı; ayrıca sağlıklı besinler, kaliteli ev eşyaları ve mutlu olmamızı sağlayan kişisel zevklerimiz için daha fazla paramızın kalacağı anlamına geliyor. Ayrıca kaynaklarını tükettiğimiz gezegenimize de daha ucuza mal olmamızı sağlar. Ekonomik yüklerimizin azalması daha stressiz ve mutlu bir yaşamı da tetikleyecektir.

4-Gerçekten nefes alabilmenizi sağlar

Çok dikkat etmiyoruz ama hayatımız tüketici kültürün egemenliği altında. Kişisel yaşantımızı rahatsız edici bir uyuşuklukla geçiriyoruz. Bugün cep telefonunuzu yeni bir mesaj geldi mi diye kaç kez kontrol ettiğinizi düşünün, ya da sosyal medya hesabınızdan diğer insanların neler paylaştığına kaç kez baktığınızı. Gün içerisinde birçok uyarana maruz kaldığımızı ve bunun uyuşukluk olmadığını söyleyebilirsiniz. Aslında o uyaranlar hiç de tatmin edici özellikler taşımıyor. Hiç düşünmeden paylaşıyoruz, retweet ediyoruz ve yorum yazıyoruz. Peki bunun yerine gerçek tecrübelere ve yüz yüze görüşmelere önem verirsek ne olur? Çevremizdeki dünyaya daha çok uyum sağlarız ve eylemlerimizin, sözcüklerimizin diğerlerini nasıl etkilediğini daha iyi gözlemleriz.

Yalın bir yaşam, sahip olduğumuz ve taptığımız şeylerden mahrum olmamız anlamına gelmiyor. Sadece neye ihtiyaçlarımızı, sahip olduklarımızı daha iyi tanımamızı, anlamamızı sağlıyor. Bu bir hesaplaşma meselesi. Bu hesabı yaparken hayatın ve gezegenimizin daha önemli olduğunu unutmamak gerek. Hayatımızı sadeleştirmek, hayatla ve gezegenle bağlarımızı daha da kuvvetlendirir.

18 Kasım 2017 Cumartesi

Tarım ülkesi Türkiye...

TÜİK verilerine göre bir zamanlar tarım ülkesi diye gurur duyarak anlattığımız Türkiye, 153 ülkeden ithalat yapıyor.

2002 yılında 1.6 Milyar Dolar olan tarım ithalatı 2015’te 8.6 Milyar Dolara, bu yıl 12.5 Milyar Dolara yükseldi.

Ne acı değil mi? Anadolu’dan “para kazanamıyorum, niye ekeyim” deyip göç edenlerin çoğunu alışveriş merkezlerinde görüyorum. Ekmedikleri tarlanın parasını geçim yardımı olarak muhtarlıktan alıyorlar nasılsa. Köylerde yoğurdu bile evde yapmayıp plastik kapta bakkaldan almayı “çağdaşlık” sanan tembellikle karşılaşınca üzülüyorum.

Tarım ürünlerindeki fiyat artışına engel olamadığı için ithalata başlayan Türkiye’nin son 15 yıl baz alındığında tarım ithalatı yüzde 600 artış göstermiş. Kooperatifleri kurmadığımız, soyguncu kooperatif başkanlarını gözünün yaşına bakmadan yargıya teslim etmediğimiz sürece Avrupa’nın, Amerika’nın ürettiğine muhtacız. 

Paylaştığım fotoğrafa bakıp Cumhuriyetin o parlak onurlu, gururlu kalkınma günlerini hatırlayarak kendimize gelmemiz gerekiyor.

Gıdayı ithal etmek bu topraklarda hazin bir son. Biz modernleşmeyi yanlış anladık. Bu kabul edilemez. Türkiye’de saman, muz, patates, karpuz, elma, soğan, buğday, pamuk ithal edilirken huzurlu yaşayabilir miyiz?

Sadece yerli ürünü alarak bu durumu değiştirebilirsiniz. Aldığınız her üründe etikete mutlaka bakın, ithalse bırakın. Böylece kendi üreticimizi destekleriz.

2 Kasım 2017 Perşembe

Ne ektiğine dikkat et, sofrana o gelecektir!

Hayatınızda aksi giden bazı şeyler varsa lütfen Avustralya'lı yazar Rhonda Byrne’ın şu sözlerine kulak verin;

“Bir satış görevlisine öfkelenmeniz ile birkaç saat sonra komşunuzdan köpeğinizin havlamasıyla ilgili bir şikayet telefonu almanız arasında bağ olabilir mi?

Ya peki öğle yemeğinde buluştuğunuz arkadaşınızla ortak bir arkadaşınızı çekiştirdikten sonra işyerinde önemli bir müşterinizle sorun yaşamanız arasında bir bağ var mıdır?

Sokakta yere bir şey düşüren bir insana yardım etmek için durmanız ile on dakika sonra market kapısının önünde park yeri bulmanız arasında bir ilgi olabilir mi?

Akşam çocuğunuzun ödevine seve seve yardım etmeniz ile ertesi gün kuyrukları ile ünlü işlem yapmanız gereken bir ofiste, gittiğinizde hiç kuyruk olmaması tesadüf müdür acaba?

Bir arkadaşınıza iyilik etmeniz ile aynı hafta patronunuzun size konser davetiyesi vermesi arasında bağ kurabilir misiniz?”

Ne alakası var bunların birbiri ile demeyin sakın. Sadece bir düşünün bakalım, iyilik yaptığınız, yardımcı olduğunuz anların hemen ardından benzer bir rüzgar sizinde hayatınızda esmedi mi?

“Çekim yasası” diyor Rhonda Byrne buna ama bize okullarda öğretilen çekim yasasından yani artı eksiyi, zıt kutuplar birbirini çekerden çok farklı bir yasa.

Yerküre içinde bu yasa böyle işlese de Byrne'ın bahsettiği evrensel boyutta başka bir çekim yasası. Bu yasaya göre sadece benzerler birbirini çeker yani gerek duygularınız, gerek yaptıklarınız ve gerekse düşüncelerinizle hayatınızın her anında verdiğinizi aynen geri alırsınız. Sevgi mi verdiniz birine, sevgi alırsınız aynen kocaman bir yürekten… Öfke mi dağıttınız etrafa, öfke biranda sarar etrafınızı büyük bir hışımla… Elinizi yardıma uzatırsınız bir bakarsanız bir başka el size yardım için uzanmış...

Eskilerin dediği gibi; “ne ekersek onu biçeriz” biz bir bağ kursak da kurmasak da. Seçim bizlerin...